Makaleler
Marmara Hedef Ecza Deposu Şube Müdürü Sn. Tuncer Öztürk ile söyleşi


Marmara Hedef Ecza Deposu Şube Müdürü Tuncer Öztürk

Kendinizden ve şubenizden kısaca bahseder misiniz?

1964 İstanbul doğumluyum. İktisat fakültesi mezunuyum, asıl mesleğim Mali müşavirlik olup Hedef ailesine 1992 yılında Esko Itriyat Deposunda Mali İşler Müdürü olarak katıldım.

1998 yılında aynı şirkete şube müdürü olarak atandım. Esko Itriyat’ın ve Vizyon Kozmetik’in Türkiye yapılanmasında aktif görev aldım.

2004-2008 yılları arasında Hedef Alliance Holding A.Ş.’de Esko Itriyat, Vizyon Kozmetik ve Uniport’lardan sorumlu Itriyat Dağıtım Kanalları Direktörlüğü görevinde bulundum.

İlaç dışı ürünlerin ecza depolarına devredilmesi sürecinden sonra Anadolu’daki Esko Itriyat ve Vizyon Kozmetik depolarını kapattık.

Bu vesile ile 2008 yılında Kadıköy Hedef’te Şube Müdürü olarak göreve başlayarak ilaç sektörüne girmiş oldum.

2008 yılı sonunda Marmara Hedef, grubun sonuncu deposu olarak 32’nci sırada yer alıyordu.

2009 yılında 7’nci, 2010 yılında 6’ncı ve 2011 yılında 3’ncü olarak, büyük bir başarıya imza attık.

Bu başarıda ekibimin büyük katkısı olduğuna inanıyorum, biz ekip olarak aynı hedefe odaklanarak başarıyı yakaladık. 2012 yılında ise birinciliği hedefliyoruz.

Şubenizin hedefleri nelerdir?

Şubemizin ana hedefi eczacının memnuniyetini yüksek tutmaktır, “Müşteri veli nimettir” felsefesi ile hareket ediyoruz.

Öncelikle eczacılarımıza güven olgusunu yerleştirdik, karşılıklı güven ilişkisi içinde olunca sorunlar daha çabuk çözülür ve başarıya daha çabuk ulaşırsınız.

Bunun yanında çalışan ve tedarikçi memnuniyetini de düşünerek görevimizi ifa ettiğimizi düşünüyorum.

Şubenizin bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şubemizin bütün çalışanları bir ekip ruhu ile şirketinin başarısı için çalışmaktadırlar. Müşteri memnuniyetini ön planda tutan depomuz Pazar lideri olarak görevini en iyi şekilde yapmanın huzuru içindedir.

Meslek yaşamınız boyunca karşılaştığınız ilginç bir olayı anlatır mısınız?

Itriyat deposunda şube müdürü iken bir yaz döneminde Antalya’da yıllık iznimi kullanıyordum. Itriyat toptancısı riski yüksek bir müşterimizin iflas ettiğini bildirdiler. O anda kafamdan kaynar suların aktığını hissettim, tatilimi yarıda keserek problemi çözmek için acil İstanbul’a döndüm. O yıl bana zehir olmuştu. Böyle bir ders sonucu, risk takibini hep ana görevlerimden biri olarak addetmişimdir.

Size göre ecza depolarıyla firmalar arasındaki ilişki nasıl olmalı ve ilaç şirketlerinden beklentileriniz nelerdir?

Bence Ecza depoları ve eczacılar, üretici ve tüketici arasında en önemli rolü üstlenmektedirler.

Firmalar ürünlerinin zamanında ve uygun bir şekilde eczaneye ve oradan tüketiciye ulaşması için depoların ihtiyacı olan her şeyi bilmeleri gerekir.

Depolar salt malı dağıtan lojistik merkezi olarak görülmemeli, eczacı bütün problemlerinde depo ekipleri karşı karşıyadır.

Bizler eczacıların üreticilerle ilgili bütün problemlerini ilk göğüsleyen ekip olarak firmaların desteğini sırtımızda hissetmeliyiz.

AZ – Deportal hakkında ne düşünüyorsunuz?

Portal’ın sektörde bir ilk olması nedeniyle, diğer firmalara ve sektör bileşenlerine örnek olacağını düşünüyorum.

Artık iletişimin ve sanal ortamın bu kadar geliştiği bir dönemde insan sağlığına fayda sağlayacak her türlü projelerin buradan insanlara ulaşacağına inanıyorum.

Bizler için de bir yenilik olan portal’ı daha fazla izlemek ve incelemek için bizim üzerimize düşenleri yapacağımızdan emin olabilirsiniz.

İşinizi yaparken ne gibi sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz?

İşimizi yaparken daha çok eczacıların sıkıntılarını çözmek adına, bazen elimizden gelmeyen çözemediğimiz problemler için üzüntü duyuyoruz.

Örneğin; Eczacıların fiyat farklarının belirsizliği, Sürekli haftalık fiyat düşüşleri, üretimden dolayı yok sattığımız ürünler, ve sektörde sürekli yaşanan değişimler karşısında eczacıya ikna edici cevap vermeyişimiz bizleri üzmektedir.

Bunların yanında eczacının gelecekle ilgili beklentisinin umutsuzluğa dönüşmesi de bizleri onların karşısında sürekli motive eden bir psikolog gibi davranmamız gereken ve onların mesleklerine sıkıca sahiplenmeleri gerektiğini anlatan bir pozisyonda olmamız da bizleri sıkıntıya sokmaktadır.

Onların motivasyonunu sürekli yüksek tutmamız gerekiyor, çünkü onların problemi bizim problemimiz olduğunu biliyoruz.

Ecza Depolarının halk sağlığı üzerindeki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Depolar ilacın uygun koşullarda eczanelere ulaştırılması konusunda çok büyük role sahipler. Bizler bu bilinçle temel felsefemiz olan İnsan sağlığına değer katmak için çaba sarf eden konumda olmanın bilinci içinde hareket ediyoruz.

4-5’nci kademe dediğimiz ilaçların depocu karlarının çok düşük olmasına rağmen hiçbir zaman eczacının bu ürünlerdeki taleplerine kar amacı gütmeden cevap verdik. Bu tür ürünleri acil gönderirken marşa bastığımız anda zarar ettiğimizin bilincinde olarak gönderiyoruz. Bunun bir kamu hizmeti olduğunu düşünüyoruz. Bizim için önce insan sağlığı, sonra ticari amaçlar gelir.

Geçmişte mesleki anlamda yaşadığınız sıkıntılar oldu mu?

Eczacılarımızın sürekli düşen fiyatlardan dolayı yaşadığı sıkıntılar bizleri de sıkıntıya sokmaktadır. 2010 yılındaki fiyat düşüşünde eczacılaın ilaçları depolara iade etmek istemeleri gerçekten bizi zora sokmuştu. Bu tür problemler her zaman yaşanacaktır, zaten biz de bunları çözmek için varız.

Önemli olan sektör bileşenlerinin her birinin memnun olmasını sağlamaktır. Üçlü saç ayağından birinin memnun olmaması sektörün diğer oyuncularını da olumsuz etkileyecektir.

Türk İlaç sektörünün bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk ilaç sektörü son 10 yıldır sürekli %15-20 aralığında büyümesine rağmen, global bütçe uygulaması sonucu düşen fiyatlardan dolayı her yıl aynı ciroyu yapıyor durumda kalıyoruz.

Bu da masrafların sürekli artmasından dolayı aynı ciroyu yaptığımız için karlılıkların düşmesine sebep oluyor.

Türkiye’de gereksiz tüketilen ve ilaç savurganlığının önüne geçilmesi için SGK’nın aldığı kararları uygun buluyorum. Ben bunun Türkiye’nin gelişmesi için gerekli olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’de kişi başı tüketilen ilaç gelişmiş ülkelere göre hala çok gerilerde, ileride sektörün daha da büyüyeceğine inanıyorum.

Türkiye ilaç sektörünün yeni moleküllerin araştırılması için AR-GE ‘nin teşvik edilmesi gerekiyor. Bu alanda istihdam edilecek bilim adamlarına çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Ülkemizin ilaç alanında ithalattan daha çok ihracat yapabilen ülke konumunda olması gerekiyor. Bunun da yolu sektörün teşvik edilmesi ve desteklenmesinden geçiyor.

Şu anda %100 kayıt altında olan sektörümüzün vergisel anlamda da diğer sektörlere göre bir adım önde olduğu bilinmektedir. Her yönü ile faydalı olan sektörün el üstünde tutulması gerekiyor.

Geçen yıl şubenizde verdiğimiz “Telefon Sihirbazları Eğitimi” hakkında neler söylemek istersiniz?

Bizler eğitime inanan bir ekibiz, Kurumsallaşma sürecine girdiğimiz 1996 yılından bu yana onlarca eğitim aldık. Fakat ilk defa bir tedarikçimizden aldığımız bu eğitim, ekibe duyurulduğunda ilk önce gereksizmiş gibi algılandı, fakat eğitim sonrası aldığımız geri bildirimlerden bu tür eğitimlere ne kadar çok ihtiyacımızın olduğunu anladık.

Her alınan eğitim farklı düşünmemize sebep oluyor, algımızı ve davranışlarımızı etkiliyor. Bu nedenle AstraZeneca’yı ve başta bu eğitimi veren Sn. Tahir Bey’i kutluyor ve teşekkür ediyorum.

Geleceğe yönelik bireysel hedefleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Başarılı olduğum sürece geleceğimle ilgili daha da umutlanıyorum, bu beni ve ekibimi mutlu ediyor.

Ben hedeflerimin hepsine ulaşmadığımı düşünüyorum, başarılı olduğum sürece geleceğe kalacağımı düşünüyorum.

Ecza depoculuğunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

İlaç ve ilaç dışı ürünler tüketildiği sürece depoculuk veya dağıtıcılık olacaktır, bizler bunun içinde var olmak için değişen ve dönüşen sektöre paralel hızlı bir şekilde değişime ayak uydurmak zorundayız.

Eczacının ve tedarikçinin ihtiyaçlarının neler olduğunu iyi kavrayan ve buna göre organize olanlar ayakta kalacaktır.

Bizler gelecekte sadece ilacı eczacıya ulaştıran depoculuktan ziyade, eczacıya danışmanlık hizmeti veren ve onun sosyal yaşamının bir parçacı olan konumda olacağız. Bunun yanında tedarikçiler ile daha yakın ilişki içinde olup, kendilerinin ayrılmaz bir parçası olduğumuzu hissettireceğimiz bir yapı içinde olmak zorundayız.

Sektörün daha da büyüyeceğini ve gelişeceğini düşünüyorum. Bunun sektörün bütün bileşenlerine yaracağını biliyoruz. İleride depoculuk faaliyeti vazgeçilmez bir olgu olarak kalacaktır.

Hobileriniz nelerdir?

Depoculuk faaliyetlerinden artan zamanım olursa, doğada yürüyüş yapmayı, kitap okumayı, yüzmeyi, su altı fotoğrafçılığını, masa tenisi oynamayı, müzik dinlemeyi ve ailemle beraber zaman geçirmeyi seviyorum.

Şube olarak yaptığınız sosyal aktiviteleriniz var mı?

Marmara Hedef olarak bütün çalışanlarımızın ve ailelerinin katıldığı geleneksel hale getirdiğimiz kuruluş yıl dönümü piknikleri yapıyoruz.

Bazen vakit bulduğumuzda topluca sinema filmine gideriz.

Eczacılarımızla her yıl birkaç kez yurt içi ve yurt dışı seyahatler düzenleriz ve yemekli toplantılarda bir araya geliriz.

Şubenizde hangi aralıklarla toplantı yapıyorsunuz ve sizce ideal toplantı nasıl olmalıdır?

1- Süre ve zamanlama açısından; Şubemizde düzenli bir şekilde toplantılar yapılmaktadır. Her sabah BSM’lerle düzenli bilgi alışverişinde bulunduğumuz kısa toplantılar yaparız. Düzenli olarak her hafta GŞYK toplantıları yaparız, bu toplantıların tarihi, başlangıç ve bitiş saatleri, gündemi önceden belirlenir ve katılımcılara bildirilir. Telefonla satış görevlileri ile her ay düzenli satış toplantısı yapılır. Bu toplantılar bilgi vermenin yanında daha çok katılımcıların konuştuğu ve problemlerin masaya yatırıldığı şeklinde olmaktadır. Ben deklarasyon toplantısı yapmayı sevmem, ancak olağanüstü durumlarda bu toplantıları yaparım.

2- Oda ve ekipmanlar açısından; Genellikle toplantılarımızı görsel sunumlar kullanarak yaparız. Toplantıların yapılması zorunlu olduğu için değil, faydası olduğu için yaparız. Faydalı olması için toplantı süresinin kısa olmasına dikkat ederim, uzun süreli toplantıların fayda yerine zarar verdiğini düşünüyorum. Kısa süreli ve sık yapılan toplantıları tercih ederim.

Çalışan motivasyonunun işe olan katkısı hakkında neler söylemek istersiniz?

Bizler insan temelli ve emek yoğun çalıştığımız için, çalışanların motive olması bizler için en ön planda gelir.

Motive olmayan insanın verimliliğinin düştüğü bir gerçektir, her ne kadar performans teknikleri uygulansa da bunlar teknik parametreler olup, insanların motive olmasında fazla fayda sağlamazlar.

Biz önce insanları kazanmayı düşünüyoruz, Hedef Alliance’nin temel İlkerlerini hatırlamakta fayda var. Bunlar; Hedef İnsanı temel alır, yargılamaz anlamaya çalışır, mükemmeli arar, yurdunu sever evrensel değerlere bağlıdır. Bu çerçevede her türlü organizasyon ve ekonomik yapının insanı mutlu etmek için var olduğuna inanırız.